4 Aralık 2010

YEM KIRIKLARI

Koşarak geliyor o küçük çocuk şehrin meydanına, ondan korkan güvercinler uçuşuyor birbiri ardına, sonra yürümeye başlıyor o küçük çocuk gülümseyerek ve ezerek farkına varmadan yerdeki yemleri, çiğneyerek ayaklarıyla... Sonra oturuyor bir kenara ve bekliyor o güzel güvercinlerin gelmesini o güzel çocuk...

Sonra güvercinler teker teker inmeye başlıyorlar aşağı doğru o gri gökyüzünden, sonra gagalıyorlar ezilmiş o yemleri ve tekrar uçuyorlar art arda, beğenmeyerek yıpranmış yemlerini bu meydanın... O gri gökyüzüne uçuyorlar... Teker teker...

Sonra bekliyor, bekliyor ve ağlayarak koşuyor o çocuk, güvercinlerin geri gelmeyeceğini ve bu meydanda hiçbir şeyin asla aynı olmayacağını anlayarak... Koşuyor babasına ve sarılıyor ne olduğunu söyleyemeden... Babası kucağına alıyor ve başka meydanlara götürüyor onu...

Sonra şehrin meydanı, yattığı yerden havalanan güvercinleri seyrediyor ve üzerinde tepinen o küçük çocuğun ağlayarak gidişini... Bir beton olarak, üzeri taşla örtülü bir toprak parçası olarak...

Sonrası...
kırık yemler...
birkaç güvercin tüyü...
ayak izleri...

0 yorum: